Menü

Gençlerin Yeni Gözdesi Fatih Kısaparmak

Son aylarda müzikseverlerin dillerinden düşmeyen bir isim var. Bay Kilim… Çıkardığı iki kasetle bir anda ilk sıralara yerleşen Fatih Kısaparmak, Kilim adlı parçası nedeniyle bu ünvanı kazandı. İki kasette bulunan birbirinden güzel parçalar dillerden düşmezken Kısaparmak, gelmekte olan şöhretin sarhoşluğuna asla kapılmamaya kararlı.

Peki bu başarı nasıl geldi? Bu ani yükseliş neden? Bütün bunların altında yılların çalışmaları, azmi, düzenli bir müzik eğitimi yatmakta. Yıllardır elliyi aşkın esere imzasını atan Fatih Kısaparmak, üç yıl öncesine kadar kaset yapma fikrine pek yanaşmamış. Çocukları gibi sevdiği eserlerini birçok ünlü sanatçıya vermiş. Belkıs Akkale’den Emrah’a, Nuray Hafiftaş’tan Burhan Çaçan’a, Necla Akben’den Selahattin Alpay’a kadar birçok isim eserlerini okumuş. Birçoğunun simgesi haline gelen parçaların altında hep aynı imza yer almış; Fatih Kısaparmak…

Kilim ve Yarına Kaç Yar, adlı kasetler bugün bir numaraya doğru hızla yükseliyor. Beş yüz binlik bir rakama ulaşıyor. 1990 yılı TRT müzik ödülünü “Beri gel kara göz” adlı azeri formundaki bestesi alıyor. Parçalar dillerden dillere dolaşıyor. Kısacası Fatih Kısaparmak müzik dünyasına gümbür gümbür geliyor.

BAŞARI SÜRPRİZ DEĞİL

İsterseniz zaman tünelinde biraz yol alalım ve Fatih Kısaparmak’ı yakından tanıyalım…

Henüz ilkokul dönemlerindeyken klasik batı müziği eğitimine başlamış. Aynı dönemde Ankara Radyosu Çocuk Korosu üyesi olan Kısaparmak’ın bu daldaki eğitiminde Mithat Fenmen, Muzaffer Arkan ve Tuna Ötener’in katkıları olmuş.

Daha sonraları bir yıl boyunca Turhan Toper’den Klasik Türk Müziği ve Türk Sanat Müziği dersleri alan Kısaparmak’ın Ludwing Van Beethoven’den, Hamamizade İsmail Dede Efendi’ye kadar uzanan ilginç bir eğitim süreci var.

Uzun süren müzik eğitiminin sonunda nihayet bağlamayla tanışan Fatih Kısaparmak’ın bu konudaki hocalar, ise Mehmet Erenler, Yüksel Tekiner, Coşkun Güla ve Zafer Dalgıç…

“Bağlamayı elime aldığım ilk günden beri, radyodaki Türk Halk Müziği icrasının yetersizlik ve ilkelliğinden uzak kalmaya; bu sazda yeni ufuklar aramaya çalıştım…” diyerek başlıyor sözlerine ve devam ediyor Kısaparmak;

“Gerçekten Türk Halk Müziği, Sarısözen’in, Tüfekçi’nin bıraktığı yerde dondurulmuştu. Adeta zaman tünelinde unutulmuştu. Yeni üretimlere kapatılmış repertuvarı, bilimsellikten uzak icrası ve çağdışı Yurttan Sesler ilkelliği ile halk müziğimiz, sürekli kan kaybediyordu. Dünya ve Türkiye hızla değişirken, kendi yetersizliklerini ört – bas etme telaşındaki beceriksiz kişilerin elinde halk müziğimiz, toplum dinamizminin en az otuz yıl gerisinde bırakılmıştı…”

GENÇLİĞE ULAŞMANIN YOLU

Çağımızın kültürler savaşı çağı olduğunu belirten Fatih Kısaparmak, batı patentli kültür emperyalizminin Türkiye’yi bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı bu dönemde Türkiye’nin yeni kuşaklarına, kendi geleneksel müziğini beğeniyle dinletmesinin tek yolunun Çağdaş Halk Müziği olduğunu savunuyor.

Günün gerekleri ve çağın gerçekleriyle güçlendirilmiş, yeni bir halk müziği için yola çıktıklarını söyleyen Kısaparmak, sözlerine devam ediyor;

“Bu, türkülerimizi aranje etmekte değil, halk ezgilerimizden lifler alarak, çağdaş bir anlayışla yeni besteler üretmekle yaratılacaktı. Biz bunları yaptık ve başardık…”

Peki bu durumda yetersiz olarak görülen Yurttan Sesler’in tepkisi ne oldu? “Kendi yetersizlik ve beceriksizliklerinin iflas ettiğini gören Yurttan Sesler ilkelliği, son çare olarak bizi karalamaya çalıştı. Aslında bütün bunlar, can çekişen bir zihniyetin son çırpınışıydı ve ‘Çamur at izi kalır’ çirkinliğinden başka bir şey değildi. Bizim ‘İdeolojik Müzik’ yaptığımızı yaymaya ve TRT’nin bize yan gözle bakmasını sağlamaya çalıştılar. Bunu da başaramadılar. Çünkü; süratle değişen dünya konjonktüründe, hızla gençleşen ve kentleşen Türkiye’de, genç insanlar bizi anlamış ve sahiplenmişti. Nitekim bir Fatih Kısaparmak, daha ikinci kasetinde beş yüz binlik, yani yarım milyonluk bir kaset satış grafiğine ulaşıyor, ‘Beri gel kara göz’ adlı Azeri formundaki bestesi ise 1990 yılı TRT Müzik ödülü almaya hak kazanıyordu…” diyor ve özellikle belirtiyor Kısaparmak; “Ben, insanı dogmatik kalıplara hapseden her türlü “İZM”in karşısındayım. Sadece müzik yapıyorum. Beni mutlaka bir “İZM” ile bağdaştırmak istiyorlarsa inandığım tek “İZM”li düşünce tarzı Hümanizm’dir.”

SEVGİ DOLU BİR DÜNYA

Fatih Kısaparmak’ın eserlerinde ilk göze çarpan çocuk motifinin sık sık işlenmiş olması. Onların masum dünyasına seslenen cız’lı, cici’li, öcü’lü bir anlatım tarzıyla, sevgiyle işliyor parçalarının bir kısmını. Bir çocuğun dünyaya seslenişinin veya onların dünyasını görebilenlerin saf ve tertemiz bakışıyla anlatıyor duygularını. Bunun altında ise hiç kuşkusuz sonsuz bir çocuk sevgisi yatmakta. Çocuklara çok güvendiğini belirten, öğretmen bir ailenin tek çocuğu Fatih Kısaparmak, “Çıkarsız, yalansız, dürüst ve gerçek sevgiyi sadece çocuklarla özdeşleştirebiliyorum” diyor.

Müzik yaşamı dışında da sanatla iç içe olan bir Fatih Kısaparmak var. Ressam yönüyle de kendisini ispatlamış olan sanatçı, yaptığı resimlerle de büyük beğeni kazanmış bugüne kadar. Onun bir diğer özelliği de öğrenmekte ve eğitimde sınır tanımaması. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan sanatçı, İktisat Fakültesinin ikinci sınıfından ayrılmış. Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde resim eğitimi, Ankara Devlet Konservatuarında da müzik eğitimi görmüş.

Son günlerde yoğun bir çalışma temposuna giren sanatçı, üçüncü kasetinin hazırlıkları içinde. Bundan öncekilerden daha da iyi bir seviyeyi amaçladığını belirten Kısaparmak’ın yeni kaseti ağustos ayı içerisinde piyasaya çıkacak.

Çağdaş Türk Halk Müziği için zamanın olumlu yönde işlediğini belirten Fatih Kısaparmak, sözlerini şöyle noktalıyor;

“Zaman bizim lehimize işlemeye başlamıştır. Yarın bizden yanadır. Türk Halk Müziği’nin kurtuluş ve diriliş süreci başlamıştır. Tarihin kapılarını zorluyoruz. Başarabilecek miyiz? Elbette evet… Çünkü dünü biliyor, bugünü yaşıyor ve geleceği büyük düşünerek oluşturuyoruz. Asıl ve en önemlisi de, gelişen ve değişen Türkiye’nin yepyeni kuşakları bizimle el ele, gönül gönüledir. Çağdaş Halk Müziği’nin henüz yeni girdiğimiz altın çağını sevinçle müjdeliyor, gururla selamlıyorum…”

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.com/shop/urun/pazar-ekspres-dergisinin-10-haziran-1990-tarihli-sayisi/)

09.08.2017 14:47

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar